top of page

Filtre Kahve

  • yavuzsiskolu
  • Sep 5, 2022
  • 4 min read

Uyanamıyordu. Tıpkı haftanın, o ayın veya yılın herhangi bir gününde olduğu gibi o gün de oldukça zor uyanmıştı. Alarmını 5 dakikalık aralıklarla ertelemeyi öylesine adet edinmişti ki alarmı kurduğu saatin herhangi bir hükmü kalmıyordu. Evet bir işi vardı ve bu önemli bir işti – en azından ona böyle olduğu söylenmişti çünkü görevlerini yerine getirmezse bazı yasal yaptırımlar onu bekliyordu ama sabah geç kalktığı için ihtar aldığı da olmamıştı.


Aslında hissettikleri herhangi bir günden farklı değildi. Her sabah hava temizleyicisine bakıp bu aletin anlamını sorguluyordu: Bir canlı uyurken nefes alamıyorsa nasıl hayatta kalıyordu ki? Gözle görünmeyen bir şeye karşı bu kadar hassas olan bir tür nasıl olup da dünyanın dört bir yanına yerleşiyordu ve her şeye rağmen yaşamını sürdürüyordu?


Belki de ölmek yaşamaktan zordur diye düşündü. Neticede sanayi devrimi olmuştu, antibiyotikler herkes için erişilebilirdi ve temel ihtiyaçlar kolayca karşılanıyordu. O da tozlu olduğuna inandığı evinde, toz tuttuğunu düşündüğü eşyalarıyla yaşayabiliyorsa insanoğlu her yerde yaşayabilirdi.


Kalkar kalkmaz telefonuna baktı: Yerine getirmediğinde yasal yaptırımlarla karşılaşacağı görevine başlamasını gerektiren hiçbir şey olmamıştı. Kimse ondan yardım istememiş, kimse de ondan rapor beklememişti. “Acaba 5 dakika daha kestirsem mi?” diye düşünürken uykusunun açıldığını fark etti ve üstelemedi.


Solunda tanımadığı bir beden yatıyordu. Geçmişini bilmediği ve korkularını tanımadığı kimselerle vakit geçirmek onda garip bir rahatlama yaratıyordu. Bunları düşünürken yaşadığı tıkanıklıktan dolayı 2 defa öksürdü. Tanımadığı beden kafasını biraz çevirdiyse de üstüne durmadı, uykusunu sürdürdü.


Yataktan kalktığında uzun yıllardır ertelediği burun ameliyatı için randevu almayı ciddi ciddi düşünmüştü. Onu korkutansa lise arkadaşının kendi ameliyatıyla ilgili verdiği detayların aşırılığı ve can sıkıcı iyileşme süresiydi. Gereksiz yere dudağının açılması, burnunun törpülenmesi ve kemiğinin tıraşlanması fikri ona korkutucu geliyordu. Gerektiğine inansaydı bunu yaptırırdı; ama 9 bin liralık hava temizleyicisi varken buna ihtiyacı var mıydı?


Yüzünü yıkadıktan sonra düşündü, özenerek kahvaltı hazırlarsa tanımadığı beden yanlış bir izlenime kapılabilirdi. Yoksa 2 hafta önceki gibi bahane ileri sürerek evden çıksaydı ve tanımadığı bedenden çıkarken ortalığı düzenli bırakmasını mı isteseydi? Tanımadığı birisine yalan söylemesinin ne önemi vardı ki?


“Onu yarın veya bir yıl sonra görsem bile yaşayacağım korku sadece kafamın içinde olacaksa herhangi bir yaşanmışlığın ne önemi var?” diye devam etti. “Bir ilişkiyi gerçek kılan toplumun onu tanıması, onaylamasa bile varlığını algılaması demektir” diye de ekledi. Sıkça böyle yapardı:

Kurduğu kısa ve net cümleleri kanunlaşmış varsayımlarıyla taçlandırırdı. Hatta o esnada aynanın karşısında farkında olmadan belini doğrultmuştu ve göğsünü şişirmiş muzaffer bir güreşçi gibi duruyordu.


Başına ördüğü çoraplara – ki bunlara etik problemler denebilirdi, çözüm buldukça kendisini uyanık bir politikacıdan bile üstün görürdü. Neticede her ikisinin de problemi sunum değil miydi ve her ikisi de yaptıklarından çok göründükleriyle ilgili değil miydi ki böyle bir kıyaslama abes olsun? İşte evet, o da artık usta bir politikacıdan farksızdı. Onun da temelsiz hırsları, karakteristik defoları kadar olağanüstü sosyal yetkinlikleri vardı.


“Telefonuma bakayım” dedi, o gün 45 defa kuracağı bu cümleyi sabahtan bu yana 2. defa kurmuştu. Çalışma süreçlerini baltalayan bir gün daha geçirirse tüm evini kırıp dökebilirdi; fakat çok şükür onu ne arayan vardı ne soran. Bu sefer endişelendi, acaba telefonunda veya internet paketinde mi bir sorun vardı?


Banyodan mutfağa kadar olan 1.5 metrelik yürüyüşünden edindiği kaygı buydu işte. Mutfağa adımını attığında yıllar önce taşındığı evine ani kararlarla aldığı ve birbiriyle uyuşmayan onlarca eşyaya baktı, iç geçirdi. Eline bir türlü doğru dürüst planlama imkanı geçmemişti ki şu evi adam etsin! Önemli vazifesi, kısa süreli arkadaşlıkları ve ailesi sanki aralarında anlaşmışlardı ve o evi düzenlemesine engel olacak şekilde zamanını çalıyorlardı.


Sıkça böyle düşünürdü, onun değerli zamanı çalınırdı: Gasp değilse bile ya para karşılığında kullanıma açılır ya da eğlenmesi gereken kimseyi eğlemesi gerekirdi. Bunun herhangi biri diğerinden daha üstün değildi, nitekim zihninin üretici süreçlerini tıkayan tüm hedefsiz uğraşılara karşı büyük bir nefret hissederdi.


Düşündükleri onda ağırlık yaratmıştı, üstelik uyandığından bu yana 10 dakika bile geçmemişti.


Yatak odasını kontrol etti, tanımadığı beden bir omzunun üstünde uzanmaya devam ediyordu.

Belki o da uyanmıştı ve çevresini kontrol etmekle meşguldü.


Geri dönerken aklına müthiş bir çözüm geldi. Bunu nasıl da akıl edememişti. Tüm sorunlarını çözecek o dahiyane hazırlığı bulmuştu:


Filtre Kahve yapacaktı.


Coşkuyla dolap kapağına davrandı. İncelmekte olan orta sınıfın yegane kültürel ayracı, yasal uyuşturucunun masum ekvatoral formu karşısındaydı: Kolombiya, Etiyopya ve hatta Endonezya menşei kahve çekirdekleri! Barınabilmek için mantıksız bedeller ödediği, 2.70 metrelik tavanla kısıtlandırılmış bu 2+1’de kendisini özgür hissettiği yegane alkolsüz andı kahvesinin çekirdeğine karar verdiği o kısa aralık.


Tanımadığı bedenlerle birlikte olmak için verdiği kararları alırken dahi kendisini özgür hissetmezdi. Neticede şu ana kadar yakınlaştığı tüm bedenleri barlardan, spor salonlarından, düşünce atölyelerinden, ofislerden ve ortak paylaşılan alanlardan bulmamış mıydı? Oysa kahve böyle değildi: Hangi yörenin ne özellikteki kahve çekirdeğini nasıl büyüklükte çekip ne sertlikte demleyeceğine kadar süreçlerin hepsine hakimdi.


Sahi, 3. dalga kahve akımına katılmak için çok mu geçti? Ne de olsa sosyaldi, sorumluluk sahibiydi ve personel yönetiyordu.


Tanımadığı bedeni kolayca; fakat kabalık etmeden paketlemesine olanak sağlayacak dahiyane fikrini işlemeye adeta otomatikleşmiş hareketlerle koyuldu. Değirmenin metal vidasını gevşetti ve fan yaprağı görünümlü öğütme kolunu milden çıkardı. Kauçuk ağzını özenle çıkarıp tezgahın üstüne koyduktan sonra iki yemek kaşığını dolduracak kadar kahveyi değirmenin içine şevkle doldurdu. Değirmeni kapattıktan sonra güçlü fakat hızlı olmayan bir tempoyla kahveyi çekti.


Gürültü tanımadığı bedeni uyandırmış olsa gerek, yatak odasından öfkeli ve tempolu klavye sesleri yükseliyordu. Gerçi böyle durumlarda birbirinden kopuk odalarda yaşananları birbirine bağlamaması gerektiğini bilirdi. Kahve kağıdını birkaç damla suyla ıslatırken hatırladığı kadarıyla dün gecenin olay örgüsünü sıraladı. Taze çekilmiş uyandırıcı çekirdekleri kağıda yerleştirip makineyi çalıştırmasına neredeyse eş zamanlı biçimde tuvaletin kapısının kapandığını duydu.


Demlenme sürerken bekleyiş uzuyordu. Tuvaletten gelen klavye sesiyle fokurdayan suyun asenkron atışması sabah yüzleşmesinin gerginliği yükseliyordu. Tanımadığı bedeni mutfakta nasıl karşılamalıydı? Donuk? Hevesli? Kayıtsız?


Herhangi bir yapı marketinden edinilebilen zevksiz fayansların üstünde gerçekleşen yüzleşmede belirsizliği bozansa öfkeli klavye kullanıcısıydı:


Tanımadığı beden kahveye kalamazdı. Yerine getirmediğinde yasal yaptırımlarla karşılaşacağı işine gitmesi gerekiyordu.

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page