top of page

Ağaç

  • yavuzsiskolu
  • Feb 1
  • 2 min read

Şu sıralar kendimi Avatar’daki ağaç gibi hissediyorum, belki de Game of Thrones’da duvarın ötesindeki Ak Ağaç olabilir? Hangisinin beni tanımladığını bilmesem de, bu aralar kendimi bir ağaca daha yakın hissediyorum.


Oysa senelerdir hareket halindeyim. Yılda 11 bin kilometreden fazla araba kullanıyorum, en az 3 ülkede bulunuyorum, işim icabı farklı milletlere mensup onlarca insanla tanışıyorum, kıtalararası çalışacak teknik sistemler kuruyorum ve fırsatını bulduğumda NBA yıldızlarıyla röportaj yapıyorum. Bir yandan yazıyorum, bir yandan da kardeşimle basketbol hakkında videolar çekiyorum.


Durmuyorum, belki de duramıyorum; fakat neden kendimi bir ağaç gibi hissediyorum?


Bir ağacın duruşunda, aceleye gelmeyen bir taraf var. Siyahlarım ve beyazlarım, grinin tonlarında buluşuyor. İnsanları ve onların yaşam mücadelelerini, ufak tefek şımarıklıklarıyla birlikte taşıdıkları çelişkileri de görüyorum.


Belki de sadece yaş alıyorum? Fakat kendimi ağaca benzetmem bir ağacın durağanlığındansa onun kök salmasından geliyor.


Son günlerde şuna takılıyorum: dünyayı büyük laflar, uzaktan çizilmiş planlar değil; o gün, o anda, orada bulunanlar kuruyor. Geri kalanı çoğu zaman sonradan uydurulmuş bir düzen hissi.


Hazır olmasam bile yola çıkabilmeyi öğreniyorum, daha doğrusu yola çıkmış olmayı, ona hazır olmaktan daha çok önemsiyorum.


Berlin’deki maçla ilgili notlarımı Kopenhag’da uçağın içinde toparladım. Bir sürü yazımı da ya Marmaray’da, ya metroda, ya da havalimanlarında yazıyorum. Dostoyevski romanlarını böyle mi yazıyordu bilmiyorum, nitekim ben de ne yeraltından notlarımı kaleme alıyorum, ne de Suç ve Ceza’yı yazıyorum; ancak bu hayatta dişe dokunur bir şeyler yapmak için topun önüme temiz bir şekilde düşmesini beklememem gerektiğini biliyorum.


Bir olaya ilk reaksiyon veren olmak; çoğu zaman onu sindirdikten sonra ele almaktan daha değerli. Bence içinde yaşadığımız dünya, bir gün daha iyisi olmayı vaat eden vasata sabredeni değil, yanlış da olsa momentumu arkasına alanı ödüllendiriyor.


Düşünmek evren kadar uçsuz bucaksız. Hal böyleyken fikirlerimi anlamlı bir noktaya bağlayamadığımda elimden çıkacak herhangi bir iş, tıpkı kopuk bir uçurtma gibi savruluyor.


Bazen mesele uçurtmayı havaya kaldırmak değil, ipin nerede tutulduğunu fark etmek gibi geliyor bana. Herkes göğe bakarken, biri ipi elinde tutuyor; rüzgârı o yaratmıyor ama nereye savrulacağını sessizce belirliyor. Uçurtma özgür sanılıyor, oysa kopmadığı sürece bir yere bağlı. Kopunca ise uçmuyor, sadece kayboluyor.


Belki de bu yüzden bazı insanlar ve anılar, hayatımızda ip gibi kalıyor. Sürekli gözümüzün önünde değiller ama elimizden bıraktığımız anda savrulduğumuzu hissediyoruz. Kimi yüzler, kimi cümleler, kimi sessiz anlar… Hepsi geçmişte kalmış gibi dursa da, yönümüzü hâlâ onlar belirliyor. İleri gittiğimizi sanırken, aslında neye bağlı kaldığımızı fark ediyoruz; ve insan bazen en çok, hâlâ bir şeye bağlı olduğunu anladığında sakinleşiyor.


Belki de kendimi bir ağaca benzetmem de eksik bir benzetmedir; çünkü insan ne kökleriyle tamamen yerindedir ne de dallarıyla bütünüyle özgür. Yürürken bağlı, dururken dağınık olabildiğim bu yerde, bir süre daha kalmak yeterli görünüyor.


Gerisi belki de, acele etmeyen bir başka güne kalmalı…

Recent Posts

See All

3 Comments


mervetugtepe
Feb 01

“İnsan bazen en çok, hala bir şeye bağlı olduğunu fark ettiğinde sakinleşiyor.” demişsin.

Senin yazdığın bu cümle, tam olarak nasıl göç ettiğimi tekrar hissettirdi bana. Başka bir yerde olmanın hem insana kattığı değeri hem de bıraktığı etkiyi daha iyi anlatmak zor olurdu. Metnin beni gerçekten durdurdu; düşündürdü, sorgulattı. Ağaç gibi hissetmekten söz ediyorsun çünkü insan yerinden kalkıp başka bir yere gittiğinde aklına şu soru geliyor: Orada da kaldığı yerden devam edebilir mi, yoksa kökler her zaman geride mi kalır?

Like
yavuzsiskolu
Feb 01
Replying to

Göç etmek bazı bağların seninle gelip gelmediğini test etmek gibi. Kökler her zaman geride kalmıyor ama insan bunu ancak yerinden kalktığında anlıyor. Belki de ağaç gibi hissetmek, “ben başka bir yerdeyken de kendim olarak devam edebilir miyim?” sorusunu ciddiye almaya başladığın anda beliren bir histir. Metin durup düşündürebildiyse, doğru yere dokunmuş demektir 🙏🏻

Like

drmakifs
Feb 01

Elinize sağlık, ben de hep oradan oraya savrulmuşluğumu bir ağaçtan en büyük farkım olarak görürüm tam tersi. Bir ağacın köklülüğünü kıskanırın bir köksüz olarak.

Edited
Like
bottom of page