top of page

Yapay Zeka

  • yavuzsiskolu
  • 23 hours ago
  • 2 min read

Geçenlerde bir metin yazdım. Daha doğrusu, yeni oluşturulan ve yüksek kıdemli mühendislerden oluşan çok uluslu bir grubun görevlerini ve vizyonunu tanımlayan bir metin kaleme aldım. Sözcüklerimin yan yana gelişi, okuyanları öylesine etkilemiş ki hayatımda aldığım en tuhaf övgüyle karşılaştım:


“Bu metni yapay zekâya mı yazdırdın? Eğer öyleyse harika! Bunu nasıl yaptığını bize de öğretmelisin. Kendin yazdıysan da lütfen bizi çırağın olarak al ve bize de böyle yazmayı öğret.”

Çalıştığım firmada, yaşadığım ülkede ve içinde bulunduğumuz dünya düzeninde senelerdir gözlemlediğim sistematik arızaları ve bu arızaların nasıl aşılabileceğine dair düşüncelerimi zaten uzun süredir yazıya döküyordum.


Aslında yaptığım şey, bugüne kadar aldığım notların üzerinden geçip onları bir çalışma grubunun varlık sebebini yansıtacak şekilde düzenlemekten ibaretti. Metne bir amaç kazandırdım, onu bir yere ait kıldım.


Belki metnin İngilizce olması, okuyanlardan birinin Macar, diğerinin Alman olması algıyı güçlendirdi; ama yine de bunu bir övgüden çok bir meydan okuma olarak gördüm.


Sanki metni gerçekten benim yazdığımı, benim de insan olduğumu kanıtlamam gerekiyormuş gibi bir his kapladı zihnimi.


Belki de yazıyı okuyanlar, lüks bir plazanın hemen arkasında Salı pazarı kurulmuş bu beyaz yakalı kurumsal dünyanın iletişim dilinden bıkmışlardı.


“Bir improvement idea olarak dashboard üzerinde metrikleri göstermeyi düşündünüz mü… board olarak?”


İnsanın kendini böyle cümlelerle ifade etmek zorunda kalması ve karşısındakinin yalnızca bundan anlaması ne acı.


Kalemimden çıkanların “yapay zekâ kalitesinde” olduğu söylendiği an haykırmak istedim:

Hayır! Ben çevremdeki çiftler ayrıldığında mutlu olan, başkalarıyla yarışmaktan ve onları geride bırakmaktan ölesiye keyif alan, insan olan Yavuz’um. Her yazdığını tekrar okuduğunda yazdıklarından rahatsız olan, kadere inanan ama akışı değiştirmek için de elinden geleni yapan Yavuz’um!


Kusurlu olan, kusursuza benzetilir mi?


Ben kusuru saklayan değil, onunla düşünen; pürüzsüz olanı değil, tekrar okunduğunda rahatsız eden metinleri önemseyen bir dilden yanayım.


Şu sıralar ovalanmadığı şişelerden bile yapay zekâ çıkıyor ve onu anlamayanların gözünde sahip olmadığı güçlerle donatılıyor.


Eskiler “kerameti kendinden menkul” derdi; ama bu tür ifadelerin gezegenin yeni soysuzlarının beğenisini kazanması pek mümkün değil. O yüzden “proper bir yol”, “nice to have özellikler” demek daha yerinde oluyor. En azından böylece olumsuz konuşmadan, memnuniyetsizliğimizi pasif-agresif biçimde ifade edebiliyoruz.


Ben yapay zekâyı; yarım yamalak iş yapan insanların eksik akıllarıyla daha çok yere yetişebilmesini sağlayan bir yardımcı olarak görüyorum. Hâlâ ne olduğunu merak edenler için söyleyeyim: İhtiyacı olmayanlara daha fazlasını satmaya çalışan, artık değeri birikim yapamayan yığınlara suçluluk duygusu yükleyen bir teknoloji.


Geçenlerde metroda otururken eşime, karşımızdaki sıranın başında ve sonunda oturan iki kadının birbirine ne kadar benzediğini gösterdim. Aynı dudaklar, aynı göz çekikliği, benzer saç boyaları.


Şu botokslu dünyanın şıracısı olsa gerek; benim yazdıklarımdan iyisini çıkaran yapay zekâ.


“Tam yerine rast geldi, manzara koyduk” derdi Olacak O Kadar çocukluğumda.


Neyi niçin seçtiğini bilmeyen zamanımızın insanları, kendilerinden öncekilerden belki de çok farklı değil; ama bu dönemin ürettiği çapsızlık beni daha fazla rahatsız ediyor.


Belki de sadece yazdıklarından beklentisi yüksek bir insan olduğum içindir…

1 Comment


drmakifs
a day ago

Bu çapsızlığın yapay zekanın ve robotiğin çöl bataklığında çırpındıkça batışından nihlist bir keyif almamak zor.

Like
bottom of page