top of page

Stres ve Chill

  • yavuzsiskolu
  • Sep 16, 2022
  • 3 min read

Eğlence kültürü stres atmak üstüne kurgulanıyor ve müzik kültürü chill, fonda çalınabilir şablona kayıyor. Arkadaş arası diyaloglar podcastleşirken, dizilere ve filmlere odaklanma süremiz azalıyor. Biz yaşayamazken tüm dünya arkada çalsın istiyoruz. Yaşantımızın cılızlığıysa bir başkasının bizim adımıza içerik üretmesini mecbur kılıyor. Tükettikçe de maymun iştahımız körükleniyor.


Gelir düzeyinin düşük, gezmenin zor, geçinmenin meşakkatli olduğu ülkelerde gençliğin stresli olması anlaşılırdır; gelgelelim kültür öğelerinin sakinleşme konseptine kayması dünyadaki alternatif müzik akımlarının hikayesizleştiğini de göstermektedir. Nitekim müzik kabaca bir enstrüman vasıtasıyla düşüncelerini/hissiyatını aktarım platformuysa sakinleşme eğilimi de stresin genel varlığının kanıtıdır.


Yaşantısızlık sıkışma yaratır. Yaşamın ileri yönlü yaşanması gereken bir konsept olduğuna dair inancımızsa bizleri, bu sıkışmayı açacak yeni yollar aramaya iter. Genellikle de tıkanıklığı açmak adına ürettiğimiz çözümler dramatik kurgu noktasını zirveye çıkaran eylemlerden oluşur: Evlenmek, çocuk sahibi olmak, şirket kurmak, iş değiştirmek veya boşanmak gibi yüksek gerilim düzeyine sahip eylemlerde bulunup nabzımızı hissetmek isteriz.


Modern insan yukarıda sayılan maddelere ek olarak eşzamanlılık ve düşüncesizlik eylemlerini de repertuvarına eklemiştir.


Nitekim günümüzde yemek yapmak, araba kullanmak veya toplantıda bulunmak gibi terimler artık bir zaman diliminin kendisine ayrılmasını talep edebilecek kadar önem arz etmez. Bu gibi yetersiz doluluktaki kesitleri kitap veya podcast “dinleyerek”, borsayı takip ederek, Instagram’da gezinerek veya mesajlaşarak anlamlı kılmamız gerekmektedir…


Veya en azından hayatımızın olduğundan daha fazla anlam ifade etmesi gerektiğine inanırız ve kendimizi eşzamanlılığın kollarına bırakırız. Ne kadar çok uğraşıda bulunursak zihnimizin düşünen, yaratıcı süreçlerini o denli devre dışı bırakabiliriz.


Kaygı durumu modern insan için düşüncenin yan sonucudur. Bu istenmeyen çıktıyı bertaraf etmenin yoluysa kimi durumda eşzamanlılıktan, bazı durumlardaysa akışı hızlandırmaktan geçer.


Modern insanın yaprağın hışırtısına dikkat etmeye, kendisinden başka hiç kimsenin olmadığı yerde bir kediyle uzunca süre oynamaya, kısacası “hedefsizliğe” tahammülü yoktur. Bilhassa metropolleşmiş yaşam tarzı Animal Laborans’a bunu dayatır: Sokağa çıkmanın bir sebebi olmak zorundadır. Söz konusu kasaptan et almak, işe gitmek veya tıraş olmak olsun, insanın her yer değiştirmesinde bir maksat aranır.


İnsanlar hayatın öylesine yaşanmayacak kadar değerli olduğunu iddia ederler. Rahatlamanın bile sistematiği olmalıdır. Bu gibi durumlarda arkadaşlar plan yapmak için vardır, aile ile ilgili kurgular ise hep uzun dönemli projeksiyona dönüktür. Her adım bir sonraki adımı önceler, her düşünce silsilesindeyse bir varılacak nokta aranır.


Yaşantıyı değerli kılan beklentimiz dahilinde olmadan gerçekleşenlerdir. Olası tüm sonuçları kontrol altına almaya çalışmaksa modern insanın çaresizliğinin ilanıdır. Nitekim hayatı çekilebilir kılan iyinin sürekliliği değil, kötünün sürekli alt edilebilmesidir. Buradan hareketle yaşamı değerli kılan olgu huzurun sürekliliği değil, belirsizlik durumlarında bile kişinin kendisini huzura tekrar eriştirebileceğine dair bir özgüvenle yaşamaktır.


Bu gibi bir özgüven “hızı” kontrol altına alsa dahi eşzamanlılık “yetişememe” hissiyle özdeşleştiği için çözümsüzdür.


Günlük bir kesitinizi ele alın: Teams uygulamasında toplantı gerçekleşiyor ve ekran paylaşılıyor. Bu esnada web tarayıcısındaki bir sekmeden araba fiyatlarına bakıyorsunuz, diğeriyle ev arıyorsunuz. Bir başka sekmede çocuğunuzun gideceği okullara bakarken ötekisindeyse yemek yapma videosu açık. Elinizi telefonunuza götürüyorsunuz, İstanbul borsasında işlem gören hisselerinize baktıktan sonra hızlıca mesajlarınızı kontrol ediyorsunuz. O esnada sokağınızda kazı çalışması oluyor, kuryeler vızır vızır çalışıyor, dışarıdan korna sesleri yükseliyor.


Eşzamanlılık temelde tüketiciliğin, müşterileşmenin ve maruz kalma çağının sonucudur. Dünya rastgeledir; oysaki modern akış dünyanın sistemli biçimde yaşanabileceği yanılsamasını yaratmıştır.


Türkiye’deyken Belçikalı çevrimiçi oyun arkadaşınız olabilir, Avustralya’da oynanan bir maçı izleyebilirsiniz veya Arjantin’deki bir haberi anında görebilirsiniz. İzmir’de ev bakarken İstanbul’daki bir buluşma için restoran ayarlayabilirsiniz.


Hal böyleyken hareket etmenize gerek var mıdır?


Antropolojik kodlanışımızı göz önüne alırsak sosyal ilişki kurma ihtiyacımızın ağır bastığı her noktada dışarı çıkmamız, elimizdeki fazlalıkları bırakıp dünyaya yönelmemiz gerektiğini görürüz. Özgürleşmek adını verdiğimiz ideanın gerçeğe yakınsaması da ancak bu şekilde mümkündür: Harcama kalemlerimizi belirleyerek, eğleneceğimiz yerleri ayarlayarak veya yeni partnerler seçerek değil; sadece ve sadece dünyaya katılıp onunla yüzleşmeyi göze alarak kendimizi hür kılabiliriz.


Müziğin tekrar özgürleşmesi de ancak bu şekilde gerçekleşecektir: Yaşanmamışlığını değil, yaşadıklarını anlatan kimselerle…





Recent Posts

See All

Comments


bottom of page